10313470_10152144374396172_6349268521056056440_n
Bir insanı tanımadan sevmek mi, bir insanı tanımadan sevmemek mi  anormal???
Tanımadığınız bir insan…Hakkında sadece eş-dost, medya ya da sosyal medya’dan duyduklarınızla kafanızda bir imaj oluşturmuş ve nötr kalmak yerine sevmek ile sevmemenin arasında bir tercihte bulunur  bulmuşsunuz kendinizi…
Sevmemek… Tanımadığımız bir insanı sevmemek sağlıklı mıdır? Elbette, mesela benim hayatımda sevmediğim iki insan’dan biri (Evet! Evet,  topu topu iki insan için sevmiyorum terimini kullanabilirim 5 milyarda)hiç tanımadığım bir siyasetçi, ama hayatımı bir şekilde olumsuz yönde etkilemesi ve bana zarar verecek kararlar alması nedeniyle sevmediğim insanlar  listesinin başında gelmektedir. Benim hayatımla ilgili istemediğim kararları alıp, dolaylı yoldan hayatıma etkileri olan bu siyasetçiyi sevmemek tamamen mantık sınırları içinde kalır.
Peki sizin hayatınızla hiçbir alakası olmayan bir insanı sevmemek, işte burada  sağlıksız bir durum sözkonusu. Aslında sizin de sevmeme gibi bir durumunuz sözkonusu değil, duygularınızı ifade etme yanlışlığı, bir nevi seçilen kelimelerin özensizliği ile doğru kelimeyi seçememe  durumumu da diyebiliriz.
Aslında tanımadığınız insanların hoşlanmadığınız davranışlarından onları sevmeme gibi bir durum ortaya çıkmaz, sadece hoşlanmazsınız. Kişi değil, yaptığından hoşlanmazsınız, çünkü tanımadığınız kişiyi nasıl sevmeyebilirsiniz.
Nereden çıktı şimdi  tüm bu sevip-sevmemeler derseniz, bu sabah iklim nedeniyle  hiç  soğumayan kahvemi  yudumlayıp, neredeyse günlük gazetelerin yerini tamamıyla almış sosyal medya’da, kim ne yapmış diye hayat paparaziliği yaptığım sırada karşılaştığım yorumlardan çıktı.
Beni okuyorsanız, ilgi alanınızın ortak olması nedeniyle Şahika’yı da tanıyorsunuzdur. Yasemin Dalkılıç’ın ismini duyurduğu serbest dalış sporunda popülerlik bakımından bayrağı daha da yukarı çekmeyi başaran kişi.
Hakkında o kadar çok olumsuz yorum okudum ki, yaptıklarını yakinen takip etmesem belki yanılıyor olabilirim diye, bu yazıyı rafa kaldırabilir ve sosyal medya paparaziliğine devam edebilirdim, ama sen yazmazsan , ben yazmazsam zaten bir elin parmakları kadar olan sualtı bloglarından hangisi yazacak diyerekten, yine bir hıdırellez günündeymişçesine kendimi ateşin üstüne doğru atmaya karar verdim.
Hiç popular olmayan bir sporda oldukça popular olan bir sporcu niye sevilmez? Bazılarınız biliyorum ki şöyle yanıtlayacak ondan daha derine dalan popular değilken onun popular olmaması lazım. Peki neden? Bırakalım da serbest dalışın ismini kimse duymasın diye mi?
Bir keresinde bizi ziyaret eden bir dalıcı grubundan şöyle işitmiştim: “Sevmiyoruz, çünkü bu işi ticarete döktü”. Yani istiyoruz ki, bu kızımız rekorlar kırsın, profesyonel bir sporcu olsun (adı üstünde profesyonel demek bu işten para kazanması anlamına geliyor.) ama bundan para kazanmasın. Hazır rastlamışken yine bir kavram karmaşasını çözelim: profesyonel sporcu! Yani bir doktorun doktorluktan, bir  avukatın avukatlıktan ya da fenerbahçe’de oynayan bir futbolcunun futboldan para kazanması kadar normal olan Şahika’nın da serbest dalış’tan para kazanmasıdır. Bizim gözümüze batan ise Şahika’nın aslında hepimizin kazandığından daha az sosyal güvencesi olan reklam gelirleridir ki gelirlerin neredeyse tamamına yakınını (büyük ihtimalle tamamını) bu sporu yapabilmek için  harcadığı gerçeği varken, acınası bir durumdur böyle düşünenlerimiz için.
Su sporlarının, üç tarafı denizlerle çevrili ülkemizde bu kadar az popular olması nedeniyle bu sporla ilgilenen tüm dalıcıların bu işi sadece “bu işi” yaparak yaşamlarını sürdürebilmeleri neredeyse imkansız durumdayken, Şahika’nın tüm engelleri yıkarak, hayatını hayal ettiği şekilde yaşaması bence gurur duyulacak bir iştir. Saf olmak istiyor ve “reklam manyağı” diye nitelendirme yapan kişilerin, sistemin nasıl işlediğinden haberdar olmadığını düşünerek, popular olmayan spor dallarında bir sporcunun spor hayatını sürdürebilmesi için reklamlara ihtiyacı olduğunu ve bu reklamlar olmadan profesyonel spor hayatını sürdürmesinin imkansız olduğunu hatirlatmak isterim. Biraz ferah içinde yaşamayı başarabilen her sporcu için mutluluk duyalım, sanki gelmiş de bizim cebimizdeki parayla bu feraha kavuşmuş gibi davranmak yerine…
Yıllar önce henüz bu kadar popular değilken, tanıştığım çalışkan, akıllı ve mütevazi kızın söylediği tek bir şey vardı, “ben bir tek dalmak istiyorum”. Tıpkı dünyada olan diğer örnekleri gibi ve ister inanın ister inanmayın o çalışkan kız, tüm dünyayı çok iyi takip ederek, hiç yorulmadan, kendini her konuda geliştirerek bu noktaya geldi ve benim ilgiyle takip ettiğim bir sporcuya dönüştü. Aralarda yoruldum demiş midir, ya da yeter demiş midir bilmiyorum, ama insanın popüler olmayan bir sporda kendini popüler yapabilmesi kolay olmasa gerek, serbest dalış hakkında hiçbir şey bilmeyen  insanlar tarafından adınızın bilinmesi, reklamveren tarafından tercih edilmeniz. Kendisine sormak lazım derinlere inmek mi daha kolay, derinlere inebilmek için destek bulmak mı diye?
(Fotoğraf: Tahsin Ceylan)
Sharm el Sheikh'teki hemen hemen bütün dalış merkezlerinde, dalışa gittiğinizde size market kasası tipinde numaralı kasalar verirler ve sizden  tüm dalış malzemelerinizi bu kasalara yerleştirmenizi isterler. Genelde ilk Sharm el Sheikh turunu yapanlarda, karşılaştığımız soru "bu kasalar çok küçük, ne yapacağız?" sorusu olur. Sormayanlar ise kirli sepetine yıkanması için  kirli çamaşırları koyuyormuşcasına dalış malzemelerini sağdan-soldan taşacak, taşıma sırasında düşecek ya da kamyonete yükleme sırasında zarar görecek şekilde yerleştirir.  Uzun zamandır bu problemi nasıl çözeriz diye düşünüyordum, önce bir blog yazısı yazmayı düşündüm, ardından ise bunu aşağıdaki gibi resimli bir tablo ile anlatmanın en uygun yöntem olacağına karar verdim.  İşinize yaraması dileğiyle...
İlk olarak boş bir kasa alıyoruz.
IMG_1272
Ağırlıklarımızı kasanın içine diziyoruz. (Her zaman ağır nesneler dibe yerleştirilir kuralı geçerli, böylece dalış ekipmanlarımız zarar görmez)
IMG_1271
Ardından dalış botlarımızı şekilde görüldüğü gibi yerleştiriyoruz.
IMG_1270
...ve paletlerimizi...
IMG_1269
Dalış elbisemizi elimizden geldiği kadar düzgün bir şekilde katlayarak, iki paletin arasında kasaya yatırıyoruz.
IMG_1268
Regülatörümüzü dalış elbisesinin üzerine yerleştiriyoruz.
IMG_1267
...görüldüğü şekilde maske ve şnorkelimizi de.
IMG_1266
Denge yeleğimizi sırt kısmı yukarıya bakacak şekilde kasanın içine yerleştiriyoruz.
IMG_1265
...Ağırlık kemerimizi kasanın üstünde iki yandaki deliklerden geçirerek bağlıyoruz.
IMG_1264
ve dalışa zamanı...
IMG_0021a
IMG_0070gy
Hepimizin hayatında listeler var, uzayıp giden... Bizim buralarda da "görülünce mutlu olunacaklar" ya da bir diğer anlamı ile dalış sonrası böbürlenerek karaya çıkmamıza sebep olacak balıklar listesi de diyebiliriz. Mekan ise klasik; artık her taşının etrafınında kim yaşar, kim kaç senedir orada, çetelesini tuttuğum Shark's Bay!
Öyle küçüktü ki, tarif ile bulmak gerçekten çok ama çok zordu, verilen koordinatlara göre bulmakta başarısız olmuş ve görürkişi  (Bu görürkişilerin, sualtında bulunmazı bulmakta üstüne yoktur, ama buzdolabından ketçap ya da yoğurdu uzatır mısın derseniz, asla göremezler!)yardımı almıştım. Kendisiyle başbaşa geçirdiğimiz iki saatimiz sonrasında, her ne kadar iyi bir fotoğraf yakalayamamış olsam da, anılarım kısmında yerini etmiş ve bugün bbu yazının yazılmasına sebep olabilmiştir.  Ne yazık ki bu küçük velvetfish, benim kadar şanslı değildi ve kendisine yuva olarak 4.5 metre derinliği olan kumluk bir bölgede 3 cm'den büyük olmayan bir taşın etrafını  yuva olarak seçmişti. Üstünden geçen yüzlerce dalgıcın bu küçük balığın varlığından en ufak bir haberi yoktu. Bir dalış bölgesinin tam giriş bölgesindeydi ve burayı seçmek onun doğal hakkıyken; yüzerliliğini kullanma yeteneğini henüz kazanamış dalgıçlar ya  da yanlış palet vuran dalıcılar nedeniyle, bir kum fırtınasının ortasında kalmış ve sağa sola savrulmaktan kurtulamamıştı. Bir palet çırpma tekniğini değiştirerek aslında ne kadar çok deniz canlısına zarar görmekten kurtarabileceğinizi bilseniz, bir değişiklik yapmayı dener misiniz?
Niçin bir kelebek gibi çırpılır!..
Genelde dalış eğitimini yeni tamamlayan dalgıçlar "flutter" dedimiz, kolların kullanılmadan (kimi dalgıçlar ısrarla bu kol kullanmama kısmını anlamasalar da) bacakların aşağı yukarı çırpılması tekniğini kullanırlar. Bu tekniğin şiddetli akıntı, yüzeyde yüzmek gibi bazı yerlerde avantajı olmasına ragmen bazı durumlarda ise oldukça fazla dezavantajı vardır. En önemlisi ise marina hayatının en önemli düşmanlarından birisi olmasıdır. Bu palet hareketi ile, sadece gerimizdeki suyu itmemekte, aşağı yukarı bacak hareketleri ile bizden yukarıdaki ve aşağıdaki suyu da itmekteyizdir, bu da gereksiz yere efor harcamamız anlamına gelmektedir. Diğer palet vurma tekniklerinde kendimizi yanlara, aşağıya, yukarıya ve geriye doğru pozisyonlandırma şansımız varken, bu palet tekniğinde kendimizi pozisyonlandırırken sadece bacaklarımız yeterli gelmez.
 
Ne zaman Kullanılmalı
  • Yüzeyde
  • İniş ve çıkış sırasında
  • Deniz yatağından yeterli yükseklikte orta su dalışı yaptığımızda
  • Akıntıya karşı
  • Hızlı yüzmek gerektiğinde
Ne zaman Kullanmamalı
  • Deniz yatağına yakın olduğumuz durumlarda
  • Batık içinde
  • Mağara içinde
  • Mercan ya da marina canlılarının etrafınında
Ne zaman bir Kurbağa Gibi Çırpmalı?
Suyun altında daha etkili olan kurbağa stili palet vurma, bildiğimiz kurbağalama yüzme stiliyle benzer tekniktedir, tabiki de kollarımızı hareket ettirmeden. Dalış eğitimini yeni tamamlayanlar için biraz zor olarak gözükse de, aslında zor değildir, biraz zaman harcayıp, pratik yaparak rahatlıkla bu palet vurma stilini becerileyebilirsiniz. Yazının sonuna eklediğim video'da bu palet vurma stilini gözlemleyebilirsiniz.Ayrıca videounun içinde yer alan geriye palet vurma, helikopter stili gibi bir çok stil dalış becerilerinizi geliştirmenize oldukça yardımcı olacaktır.
Kurbağa stili palet vurmanın faydaları
  •  Bu palet vurma şekliyle sadece gerimizde bulunan suyu iteriz, bizden yukarıda ya da aşağıda olan suyu değil.
  •   Denge açısından daha avantajlıdır. Flutter yönteminde, bacaklar kalçadan aşağı-yukarı çırpıldığı için gövde de sallanmaktadır, ama kurbağalama yönteminde gövde sabit kalmaktadir, bu da daha konforlu bir dalışa sebep olmaktadır.
  • Doğru şekilde vurulduğunda, dalıcının kaslarında daha az stres yaratır.
  • En önemlisi suyu, aşağıya doğru itmediğiniz için, batıklarda ve mağaralarda kum ya da silt kaldırmayacığınız için görüş mesafesi bozulmayacaktır. Paletleriniz hiçbir şekilde vücudunuzdan daha aşağıda olmayacağı için mercanlı bölgelerde daldığınızda, mercanların kırılmasına sebep olmayacaksınız ve yazının yukarısındaki hikayede de geçtiği gibi, paletleriniz suyu aşağı doğru itmediği için deniz yatağında yaşayan canlılara zarar vermemiş, deniz canlıların üzerinden bir karabulut gibi geçmemiş olacaksınız. . 
Ne zaman kullanmamalı?
  • Yüzeyde
  • Batıkların dar koridorlarda
  •  Dar mağaralarda
  • Resif duvarına çok yakın olunduğunda
Aşağıdaki video'da teknik dalıcılar için olan palet çırpma stilleri yer almaktadır, özellikle sualtı fotoğrafçıları için yararlı olacak ve öğrenilmesi gereken tekniklerdir.

Haberler, haberler, kötü haberler, hep kötü haberler…
İnsan’ın ne balık’tan, ne de börtü böcek’ten bahsedesi gelmiyor… Gözlerimi kapattığımda uykuya rahat gidemiyorum. O kadar insan acı çekerken, yaşadığım hayatın utancı var sanki. Yapılan alışverişler, reastaurantlar, harcamalar…
Siz nasıl basediyorsunuz bunlarla?
Ben şu aralar başedemiyorum. Google’a “child- gaza – garden “ yazın ve resimleri görüntüleyin. Tüm bu fotoğrafları gördükten sonra, uğradığım demoralizasyon çok üst boyutlarda … Gece yatağa kafamı koyduğumda, her gün başka bir mevzu , uyku ile arama mesafe koyuyor.
Mesela, bugün Ayşe Arman’ın Lobna ile yaptığı röportajı okudum ve o kelimeler kazındı beynime, bütün akşam boyunca kafamın bir yarısı hep Lobna ile meşguldü. Yarın bir başka konu olacak ve her akşam böyle devam edecek.
Şu yazıyı yazdığım yerde, kafamı bilgisayar ekranından kaldırdığımda gördüğüm şu ekstra konfor, canımı yakmaya başladı.
Bu nedenle de, çocuklar ölürken, açken, anne – babalarının ölüm acılarını yaşarken;  balıklardan bahsedemiyorum şu günlerde. Şu yazıyı yazarken, kelimeleri süsleyip güzel gözüksünler diye bile çabalayamıyorum, bu kadar çirkinliğin nesini güzel göstereceğiz!
 
Karanın başladığı yerde okyanus biter, okyanusun başladığı yerde karalar biter. Mangrovların nerede başlayıp nerede bittiği belli değildir. Samuel C. Snedaker
IMG_0177s

Çöl şehri'nde yaşamanın en büyük dezavantajlarından birisi benim için yeşil alan'dan mahsur kalmak, tüm şehir iki renk'ten oluşuyor mavi ve kahverengi tonlari... Gökyüzü ve denizen mavisi araya çöl topraklarının kahverengisini sıkıştırıyor, benimse gönlüm ısrarla araya yeşil de girsin istiyor. İşte böyle sıkışmış zamanlarda gidilececek tek adres benim için Ras Mohamed ya da Nabq'daki mangrove ormanı oluyor. Sharm el Sheikh'e gelen herkesin, ziyaret listesinin başında olması gereken iki yer, fakat çoğu turist Sharm'ın bu en güzel iki bölgesini görmeden uçaklarına binerek, ülkelerine geri dönüyor. Benim tavsiyem ise gidilmesi gayet güvenli olan bu iki bölge'ye (bu sıralarda turistlerin en çok duymaktan zevk aldığı kelime "güvenli") kesinlikle araba kiralayarak, ya da küçük bir grup olarak minibus kiralayarak gitmeniz olacaktır. Tabiki sualtı kamerası, palet, snorkel ve maskelerinizi de unutmamalısınız ki, mangrove'da yaşıyan canlıları da görüntüleyebilesiniz.

IMG_0210as
Sharm'da bulunan mangrove'ların çoğunluğunu "Avicenna marina" türü oluşturuyor. Tuzlu suya dayanıklı mangrovların en ilginç güzelliği ise solunum kökleri, toprağa tutunmak için olan köklerinin yanı sıra bir de oksijen solumak için olan köklerini suyun üzerine uzanmış şekilde görebilirsiniz. Kimi mangrove'lerın kökleri'nde adeta filter gibi bir sistemmişcesine tuzlu suyu süzmesi, kimi mangrove ağaçları ise kullanmadığı tuzu gövdeden atabilmek için yapraklarını kullanıyor ve tuz fazlasını yapraklarını dökerek atmış oluyor.
135aSon zamanlarda tanıdık, tanımadık herkesten sıklıkla “Sharm el Sheikh güvenli mi ?”mesajı alıyorum ve elimden geldiği kadar cevaplamaya çalışıyorum, aldığım bu mesaj sayısı öyle fazlalaştı ki, buraya genel olarak bir cevap yazısı yazmaya karar verdim ki, soran herkesi bu linke yönlendirerek kendim için de bir zaman kazancı sağlayabilirim.
Sharm el Sheikh güvenli mi diye bir sorulan bir soruya benim tüm zamanlar için vereceğim tek cevap: dünyanın hiçbir yeri %100 güvenli değildir cevabı olacaktır, başınıza her yerde türlü türlü şey gelebilir. Ama soruyu biraz genel kapsamından ayıracak olursak ve kastettiğiniz eğer Sharm’a gelirsek herhangi bir polis,asker ve protestocu çatışmalarının içine düşer miyiz diye, böyle bir şeyin sosyal ve coğrafik şartlar nedeniyle burada olması  mümkün gözükmüyor.

Biraz geriye dönüş yapacak olursak, ilk devrim’İn olduğu 2010 yılında, insanlar çok uzun yıllar görev yapmış ve yanında asker ile polis desteği bulunan Mübarek’e karşı bir devrim gerçekleştirmiş ve bu devrim sırasında ciddi karmaşalar meydana gelmişti. Hatta o zaman Türk Hükümeti Sharm’da dahil olmak üzere, bölgedeki mevcut vatandaşlarını Türkiye’ye getirmesi için  Sharm, Kahire ve İskenderiye’ye uçak yollamıştı. Mısır’daki Türk konsolosluğunun Türk vatandaşları için facebook sayfasında  yayınladığı bildiride de bu sefer ki olayların üç yıl önceki gibi korkutucu boyutta olmaması nedeniyle Türk vatandaşlarını sevkiyat çalışması yapmayacakları  yer alıyordu. Bunu buraya yazmamın basilica nedeni, Türk medyası’nda yer alan olaylarda bölgeyi ne kadar şiddet içinde görseniz de üç yıl önce aynı medya olayları sanki kutlama gibi veriyordu, halbu ki o zaman da insanlar ölüyor, yaralanıyor ya da tutuklanıyordu. Bu maalesef ki zaten objektif olması mümkün olmayan medyada bugünkü durumdan çok daha farklı olarak yer aldı.
Bugün Kahire’Ye bile gitseniz, televizyonlardan çok farklı bir durumla karşı karşıya kalacaksınız, göreceksiniz ki insanlar normal hayatlarına devam ediyorlar, alışveriş merkezlerinde alışverişlerine gidiyorlar, sanki her şey normalmiş gibi devam ediyor.  Bunun yanı sıra Kahire ya da Kızıldeniz kıyısı dışındaki yerler güvenli mi derseniz, kesinlikle hayır cevabını verebilirim. Mısır’lılar hala oldukça umutlular, 6 ay sonra ülkenin toparlanmaya başlayacağını düşünüyorlar.
Ekim ayı itibari ile Almanya ve İtalya tekrar kızıldeniz sahillerine turizmi başlatıyorlar, İngiltere zaten başından beri durdurmuş değil, Travel Advice UK’yi takip ederseniz Sharm el Sheikh, Nuweiba ve Dahab’a yapılacak seyahatleri sakıncalı olarak görmüyor. (Bu arada aynı Travel Advice UK ülkemizde Ceylanpınar ve Akçakale’ye yapılacak seyahatlarden kesinlikle kaçınılması,zorunlu olmadıkça da Hakkari, Siirt, Şırnak, Tunceli, Antakya ve Kilis’e seyahat yapılmaması önerisinde bulunuyor.) Bu detayı özellikle yazıyorum ki Suriye’de çıkabilecek bir savaş nedeniyle Sharm’a gelmekte  tereddüt edenler varsa, böyle bir durumda topun ağzında Mısır değil Türkiye’Nin bulunduğu acı gerçeği var. (maalesef ki)
Lafı uzatmamak gerekirse, Kızıldeniz sahil şeridine yapacağınız seyahatleri şöyle de değerlendirebilirsiniz, yıllarca ülkemizin Güneydoğu’sunda bir savaş varken Bodrum’daki insanların nasıl etkilendiğini ve hayatın orada nasıl devam ettiğini göz  önüne alabilirsiniz. Çünkü burada da aynı şey geçerli, turizmin zayıflamasıyla yaşanan ekonomik sıkıntılar dışında, Sharm’da herhangi bir problem yer almamakta, zaten olduğu takdirde burada aileleriyle ikamet eden Avrupa uyruklular çoktan Sharm’ı terketmiş olacaklardı, ama şu an için kimsenin ekonomik kriz dışında bir terketme sebebi bulunmamakta.
Eğer yakın zamanda bir Sharm el Sheikh gezisi  planlıyorsanız ve endişeleriniz  ya da sorularınız varsa e-mail yoluyla benimle iletişime geçebilirsiniz, daha resmi bir yerden bilgi edinmeniz gerekiyorsa da Türkiye’nin Kahire Konsolosluğu’na ulaşıp bilgi alabilirsiniz.
Biri 19
Bir diğeri 20
Bir tanesi 22
Öbürü 26
Diğeri 27 yaşında

Ve ben 32 yaşında kendimi daha yolu yarılamış bile hissetmiyorken, gencecik çocuklar öldürüldüler. Benimle ve birçoğumuzla aynı suçu yani sokaklarda hükümet’i protesto etme suçunu işledikleri için, kendilerini hiç tanımayan kişiler tarafından  katlediller.
En ağır sloganı “hükümet istifa” olan biri daha gitti işte ve o gidenin yaşadığı ülkenin başbakanı çıkıp da iki laf etmedi. O ülkenin hükümetinden kimse çıkıp da “arkadaşlar, gencecik insanları katletmek günahtır ( şu aralar günah sistemi, hukuk sisteminden daha fazla etkili olduğu için), vicdansızlıktır demedi.
İşte bu katledilen çocukların ülkesinde milyonlarca insan, sırf oy verdikleri hükümet ile aynı görüşte olmak için, inandıkları en kutsal ay’ın bir günü çıkıp da “bu günahtır” demedi.
Milyonlarca anne demedi ki “ya bu benim çocuğum olsaydı” !
Düşünerek, hiçbir kanaat’a varamayacak durumdayım. Aklım, vicdanım, duygularım hepsi cevabını bulamadığım sorularla meşgul bir durumda…
Bakıyorum çevreme, onca dindar arkadaşım sanki hiç kimse öldürülmemiş gibi davranıyor, ya da öldürülenler öldürülmeyi haketmişler gibi…
Diyorum ki kendime, hani babamız-anamız, hiç tanımadığı suçsuz bir çocuğu öldürse, o vicdanlarımız nasıl kahrolur, nasıl utanırız. Deriz ki benim annem ya da babam nasıl böyle bir şey yaptı… Sorgularız…Utanırız…Utanç’dan susarız belki…
Peki bunca milyon insan, o çok sevdikleri hükümet, bu gencecik çocukların ölümüne sebep olurken nasıl bu kadar tepkisiz olabiliyorlar. Sürü psikoloji denilen olgu’da vicdan-korku ve benzeri gibi güdüler ortadan kaybolur, fakat suç meydana geldikten sonraki aşamada sürü psikolojisi yavaşça etkisini yitirerek, kişi kendi bireysel alanına döndüğünde güdüler tekrar devreye girer. İşte benim anlamadığım tek nokta güdülerin nasıl olup da tamamıyla devre dışında kalması… Şu aralar kafamı tek meşgul eden şey gerçekten de bu...
970054_189184854581097_966425233_n Bir halk düşün ki, tanklar sokaklarda diye sevinsinler. Bugün milyonlarca insan Mısır’da, tanklar sokaklarda ve Ordu iktidara müdahale ediyor diye dansederek kutlama yapıyor. Tüm dünya demokrasi nidalarıyla “darbe olmasın”, ordu elini ayağını çeksin darken; halk, asker müdahalede bulundu diye festival yapıyor. Peki bu halk niye kutlama yapıyor derseniz işte birkaç sebep: Son iki yıldır ülkenin %10’unu oluşturan Koptik Hristiyanların can güvenliğinin kalmaması, kiliselerin bile kendilerini koruyabilmek için silah bulundurmak zorunda kalışları. Koptik Hrıstiyanların sürekli olarak uğradıklari fiziksel ve psikolojik şiddet.
Dünyanın neresinde olursa olsun, birisi özgürlüğü için protesto ediyorsa, benim kalbim onunladır. Bu yüzden Tahrir’deki halk ile Taksim’deki halkın protestosu arasında benim için bir fark yoktur. Sadece birine, kendi ülkem ve aktif direnenlerinden biri de ben olduğum için gönül bağım daha fazladır. Can her yerde can’dır, özgürlük de her yerde özgürlüktür. Dini, dili, ırkı, eğitimlisi, eğitimsizi olmaz. Tüm Haziran boyunca hükümet ve hükümet politikasını destekleyenlerin direnişçileri ötekileştirmek için buldukları en iyi tezgah “başörtüsü” meselesini ortaya atmak olmuştu. Tezgahlarının hala Pazar yerinin ortasında durduğu ve bu alışverişin hala devam ettiği de ayrı bir mesele… Evinde oturan halkı en iyi nasıl ötekileştirebilirlerdi?
Bazen çok güzel geri dönüşler alıyorum yazılarımdan, beni oldukça mutlu eden... Bazen de gelen güzel yorumlar arasından bazılarını haketmediğimi düşünüyor ve madalyayı hakeden insanların boynuna takmanın gerekli olduğunu düşünüyorum. Tıpkı bugün olduğu gibi...

Çoğunluklu olarak blog yazılarımla, yaşam tarzımla ya da fotoğraflarımla ilgili aldığım övgüler arasında "hayranlık uyandırıcı" tabiri geçiyor. Çok güzel bir övgü ama bu övgüyü aslında çok daha hakeden birisinden bahsetmeden geçemeyeceğim.

Kadınlar, kadınlar, kadınlar... Dünya'yı gerçekten kadınlar güzel kılacak sözü, beni hayat'ta umutlu tutan en büyük etkenlerden biri ve ne zaman ki bir hemcinsim mükemmel şeyler başarıyor olsa, gurur duyuyor ve heyecanlanıyorum.

İşte beni Türkiye'de yaptığı işler ile en çok heyecanlandıran birkaç kadından biri, Birgül Erken. Aktif bir edebiyat öğretmeni, Türkiye'nin en iyi kadın sualtı fotoğrafçılarından biri ve milli serbest dalıcı. Tam 40 yaşında, yani tam anlamıyla çoğumuzun depresyonun eşiğine gelip, artık yeni arayışlara çok da yönelmemeyi tercih ettiği bir dönem. Dürüstçe kaç kadın tanıyorsunuz, bu yaşta Dünya Şampiyonasına katılıp, kazanmayı hedefleyen. Hele ki iki senedir profesyonel olarak yaptığı bir spor için...
Powered by Blogger.